‘Genel’ Arsivi

AİLE HUKUKU . BOŞANMADA MANEVİ TAZMİNAT. KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E: 2008/5724 K: 2009/8745 T: 05.05.2009

AİLE HUKUKU . BOŞANMADA MANEVİ TAZMİNAT. KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI

(TMK m. 174/2)

Özet: Davalı kocadan kaynaklanan, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bir maddi olay kanıtlanmadığına göre manevi tazminat istemi reddedilmelidir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1-      Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2-      Davalı kocadan kaynaklanan, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde maddi bir olayın varlığı kanıtlanmamıştır. Türk Medeni Kanunu nun 174/2. Madde koşulları davacı lehine gerçekleşmediği halde manevi tazminat takdiri doğru olmamıştır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün 2. Bentte açıklanan nedenle manevi tazminat yönünden davalı yararına BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan yönlerin 1. Bentte belirtilen nedenle ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu karırın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 05.05.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

MİRASIN İNTİKALİ , UYGULANACAK KURALLAR . TENKİS HESAPLARI. TENKİS HESAPLARINDAKİ YANLIŞLIĞIN DÜZELTMESİ YOLU

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E: 2005/8670 K: 2005/9453 T: 20.06.2005

MİRASIN İNTİKALİ , UYGULANACAK KURALLAR . TENKİS HESAPLARI. TENKİS HESAPLARINDAKİ YANLIŞLIĞIN DÜZELTMESİ YOLU

Özet: Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirnerir. (4722 SK. M. 17)

Davalı tarafından vakfa bağışlanan 4 taşınmaz ile ilgili dava açıldığı halde vasiyet konusunda bir dava bulunmadığı gözetilmeden varmış gibi vasiyetle ilgili tenkis hasapları yapılması doğru değildir.

HUMK un 381/2 ve 388, maddelerine göre gerekçeli kararın, tefhim edilen karar yanlış ta olsa, buna uygun düzenlemeler gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz yoluna başvurulması ve kararın bozulması halinde düzeltilebilir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

Mirasçılık ve mirasın geçişi, miras bırakanın ölümü tarihinde yürürlükte olan hükümlere göre belirlenir. (4722 S.KL. md. 17)

1-      Davalı Fatma yönündün 743 Sayılı Yasanın 512. Maddesi nazara alınmadan tenkis kararı verilmiş ise de aleyhe bozma yapılamayacağından davacı Mihriban ın aynı madde düzenlenmesi karşınında davalı Mehmet e yönelik temyiz itirazları yersizdir.

2-      Davalı vakıf temyizine gelince;

Davalı tarafından vakfa bağışlanan 4 taşınmaz ile ilgili dava açıldığı halde, vasiyet konusunda bir dava bulunmadığı gözetilmeden varmış gibi vasiyetle ilgili tenkis hesapları yapılmaları doğru değildir.

3-      Davalı Mehmet e yapılan 1321 parsel sayılı taşınmaz kazandırmasının da tenkis hesabında davalı vakfa yapılmış gibi kabul edilerek hesap yapılması bozmayı gerektirmiştir.

4-      Faiz yönünden kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmıştır.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 381/2 maddesi uyarınca kararın tefhimi en az 388, maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Bu durumda gerekçeli karırın, tefhim edilen karar yanlış da olsa, buna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz yoluna başvurulması ve kararın bozulması halinde düzeltilebilir. Tefhim edilen kararla gerekçeli karardaki aykırılık diğer yönler incelenmeden tek başına bozma sebebi olur. O halde mahkemece yapılacak iş, 10,04,1992 tarihli 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı gözetilerek yeniden karar oluşturmaktan ibarettir.

SONUÇ: 1. Davacı M nin temyiz itirazlarının 1. Bentte belirtilen nedenle REDDİNE,

2. Hükmün 2,3 ve 4 bentlerde gösterilen nedenlerle davalı vakıf yönünden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz yönlerinin incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

AİLE HUKUKU. AİLE KONUTU. TAPU SİCİLİ. KÖTÜ NİYET SAVI. İSPAT KÜLFETİ

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

E: 2008/2352 K: 2009/7731 T: 21.04.2009

AİLE HUKUKU. AİLE KONUTU. TAPU SİCİLİ. KÖTÜ NİYET SAVI. İSPAT KÜLFETİ

(TMK m. 194/1.1023)

Özet: Eşlerden birinin diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemeyeceği Yasada öngörülmüştür.

Kötü niyet iddiasını ileri süren taraf, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.

Dava konusu somut olayda, taşınmazı satın alan kişinin o yerin aile konutu olduğunu ve diğer eşin satışa rıza göstermediğini bildiği kanıtlanamadığından, davanın reddine karar verilmelidir.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen murafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan ve temyiz eden davalılardan Halime ile vekili avukatlar ve karşı taraf davacı vekili avukat geldi. Diğer davalı Mustafa vekili tebligata rağmen gelmedi. Gelenlerin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

Davacı Meryem, eşi davalı Mustafa ya ait 206 ada 40 parselde kayıtlı 6 nolu bağımsız bölümün 07.01.2005 tarihinde diğer davalı Halime ye satılğını yerin aile konutu olduğunu ileri sürerek tapusunun iptali ile davalı eşi adına tescilini talep etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dava konusu yerin aile konutu olarak özgülendiği tartışmasızdır.

Türk Medeni Kanunu nun 194/1. Maddesi uyarınca eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez;  aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlıyamaz.

Türk Medeni Kanunu nun 1023. Maddesine göre tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynı hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.

Toplanan delillere göre, davacı Meryem, davalı Halime nin taşınmazı satın alırken bu yerin aile konutu olduğunu ve kendisinin rızasının bulunmadığını bildiğini ispatlayamamıştır. Davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün açıklanan nedenle BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 625.00,-TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılardan Halime ye verilmesine, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.04.2009 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

AĞIR YA DA EŞİT KUSUR. YOKSULLUK NAFAKASININ KOŞULU . BOŞANMADA MADDİ VE MANEVİ GİDERİM. KİŞİSEL İLİŞKİNİN DÜZENLENMESİNDE SINIR.

YARGITAY 2.HUKUK DAİRESİ

E: 2006/3442 K: 2006/9603 T: 15.06.2006

AĞIR YA DA EŞİT KUSUR. YOKSULLUK NAFAKASININ KOŞULU . BOŞANMADA MADDİ VE MANEVİ GİDERİM. KİŞİSEL İLİŞKİNİN DÜZENLENMESİNDE SINIR.

(TMK. M. 174/1, 4; BK m. 42,43,44,49)

Özet: Davacının gelirinin zabıta kanalıyla araştırılıp bu gelirin kendisini yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı, tartışılmadan yoksulluk nafakasına hükmedilmesi yanlıştır.

Boşanma sonunda maddi tazminat kararı verilecek ise, Türk Medeni Kanununun hakkaniyet ilkeleri ile Borçlar Kanununun ilgili hükümleri dikkate alınmalıdır.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih ve numarası gösterilen hüküm kusur, nafaka, tazminat, faiz, velayet ve kişisel ilişki yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1-      Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda davalı koca daha ağır kusurludur. Tarafların aşağıdaki bentler kapsamı dışındaki temyiz itirazları yersizdir.

2-      Dosyadaki belge ve bilgilere göre kadının G. Ajansta çalıştığı ileri sürülmüştür. Davacının gelirinin zabıta marifetiyle araştırılıp bu gelirin kendisine yoksulluktan kurtarıp kurtarmayacağı tartışılmadan eksik inceleme ile yoksulluk nafakasına hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

3-      Tarafların tesbit edilen ekonomik ve sosyal durumlarına, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecelerine paranın alım gücüne, ihlal edilen mevcut ve beklenen menfaatlerin kapsamına nazaran kadın yararına hükmolunan maddi tazminat fazladır. Türk Medeni Kanununun 4. Maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Borçlar Kanununun 42. Ve devamı maddeleri hükmü nazara alınarak daha uygun miktarda maddi tazminat (TMK.md. 174/1) takdiri gerekirken yazılı şeklide hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

4-      Türk Medeni Kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadın ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına

5-      Müşterek çocuklar ile davalı baba arasında Şubat tatilinin tamamının baba yanında geçirecek şekilde şahsi ilişki düzenlenmesi isabetsizdir.

6-      Soyadı kullanılmasına izin ve faiz konusunda kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki yaratılması da usul ve yasaya aykırıdır. (HUMK 381,388 iç BK 10.04.1992 tarih ve 7/4)

SONUÇ: Temyiz olunan hükmün 2,3,4,5 ve 6 bentlerde yazılı nedenlerle taraflar yararına BOZULMASINA, tarafların bozma kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının ise 1.bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. 15.06.2006

KARŞI OY YAZISI

Kısa kara ile gerekçeli karar arasında evlilik soyadının kullanılması ve tazminata faiz istemi konusunda çelişki yaratıldığına ilişkin değerli çoğunluk ile aramızda “görüş birliği” vardır.

Çekişme nedir;

Değerli çoğunluğun kısa karar ile gerekçeli karar “çelişkisine rağmen” işin esasının diğer yönlerden incelenebileceğine yönelik düşüncesine katılmıyorum.

… Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasanın 381/2 maddesi uyarınca kararın tefhimi en az 388. Maddede belirtilen hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Bu durumda gerekçeli kararın, tefhim edilen karar yanlış da olsa, buna uygun düzenlenmesi gerekmektedir. Yanlışlık ancak temyiz yoluna başvurulması ve kararın bozulması halinde düzeltilebilir. Tefhim edilen kararla gerekçeli kararda aykırılık diğer yönler incelenmeden tek başına bozma sebebi olur. O halde mahkemece yapılacak iş, 10.4.1992 tarihli 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı gözetilerek yeniden karar oluşturmaktan ibarettir.

Dikkat edilecek olursa Darimeni formüle edilmiş ilke kararına göre tefhim edilen kararla gerekçeli kararda aykırılık diğer yönler incelenmeden ve tek başına bozma sebebi olur.

Kaldıki kısa kararla gerekçeli kararın çelişik olması mutlak bir bozma sebebi sayılır. (10.4.1992 tarihli 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı gerekçesi) 10.4.1992 tarihli 7/4 sayılı içtihadi birleştirme kararına göre sonradan yazılan gerekçeli kararın kısa karara uygun olması görüşü konusunda oybirliği vardır. 10.04.1992 tarihli 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararına göre yerel mahkeme önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi kaldırmak suretiyle vicdanı  kanaatine göre karar verebilir. Öyle ki hakim çelişkiyi gidererek davayı görev yönünden ya da hak düşürücü süreden bile reddedebilir (10.04.1992 tarihli 7/4 sayılı içtihadı birleştirme karırı gerekçesi)

Kısa karar ile gerekçeli kararda hükmün herhangi bir bölümü ile ilgili olarak çelişki yaratılması sonucu bozulması, hüküm maddelerinin tümünü ortadan kaldırır. Yeniden verilecek kararda, tüm istekler hakkında yeniden ayrı ayrı karar verilmesini gerektirir. Açıklanan yasal nedenlerle yok hükmünde olan önceki kararda temyiz edilmeyen bölümlerinin kesinleştiğine ilişkin görüş anılan inançları birleştirme kararına aykırıdır. (Y2HD, 28.4.1999, 1986-4284 Ömer Uğur Gençcan Öğreti ve Uygulamada Boşanma, Tazminat, Nafaka, Yetkin Yayınevi, Ankara 2000 II. Cilt Ankara 2000 kısaltma GENÇCAN, Boşanma s 1509)

Çelişik kararın gerek tamamının gerekse bir bölümünün temyiz incelenmesine konu yapılmasına bu sebeple olanaksızdır. O Halde mahkemece yapılacak iş 10.4.1992 tarihli 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı gözetilerek yeniden karar oluşturmaktan ibarettir.

Bu sebeplerle değerli çoğunluğun görüşüne katılmıyorum