Yargıtay Kararları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

2008/2-432 E.

2008/444 K.

18.06.2008

BOŞANMA HUKUKU

KATILIM ALACAĞI

KADININ EV İŞLERİ YAPMASI

KATKI PAYI

ARTIK DEĞER

Özet : Kadının, ev kadını olarak evin yemek, temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olması, TMK’nın 227.Maddesi anlamında katkı sayılmaz.

(….Taraflar 27.04.1989’da evlenmişler, boşanma davası 18.04.2003 tarihinde açılmış boşanma yönünde oluşan hüküm 06.07.2005 tarihinde kesinleşmiştir. Keçiören’deki ev 11.04.1995’te, otomobil ise 19.08.1997 tarihinde alınmıştır.

Dinlenen tanıklar, davalı kadının 2000 yılında hediyelik eşya yapıp sattığını zaman zaman da temizliğe gittiğini ifade etmişlerdir. Davacının davalıya ait evin ve otomobilin edinilmesine katkıda bulunduğuna ilişkin bir beyan ve delil bulunmamaktadır. Kadının, ev kadını olarak, evin yemek, temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olması, Türk Medeni Kanununun 227.maddesi anlamında katkı sayılamaz. O halde, isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık kadının ev kadını olarak, evin yemek. Temizlik gibi işlerini yapması ve çocukların bakımını üstlenmiş olmasının Türk Medeni Kanununun 227.maddesi anlamında katkı sayılıp sayılmayacağı noktasındadır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi yürürlükte iken, taraflar; evlenme mukavelesiyle kanunda muayyen diğer usullerden birini, kabul etmediklerine göre, aralarında yasal rejim olan mal ayrılığı geçerlidir.(TKM.m.170) Taşınmaz ve araç, taraflar arasında bu rejim geçerli iken edinilmiştir.

Mal ayrılığında; eşlerden biri, kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir. (TKM.m.186/1) Eşlerden her birinin mallarının geliri ve kendi kazançları yine kendilerine aittir.(TKM.m.189)

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 152.maddesi gereğince evin intihabı, karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi kocaya aittir. 153. Madde gereğince de eve kadın bakar. Başka bir ifade ile, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisine göre; kadının eve bakması ve ev işlerini yapması yasal ödevidir. 743 Sayılı Yasada, eşlerden birinin edindiği mala, diğer eş katkı yapmış ise, sağladığı bu katkı karşılığını isteyebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, Yargıtay kararları ile katkıyı sağlayan eşin, diğer eşin dorudan maddi bir katkısı yoksa bu talep kabul edilemez. Başka bir ifade ile kadının, ev işlerini yapması ve çocuklara bakmış olması, diğer eşin edindiği mala katkı sayılamaz. Sonuç olarak; 01.01.2002 tarihinden önce, eşler arasında yasal mal ayrılığının geçerli olduğu dönemde, kadın veya kocanın diğerinden katkı payı karşılığı bir tazminat isteyebilmesi için mutlaka, parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir değer koymak suretiyle bir katkısının olması gerekir.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, 227.maddesinde getirdiği düzenleme ile bundan önceki yasadaki boşluğu doldurmuştur. Evvelce Yargıtay kararlarıyla doldurulan boşluk, açık hüküm konularak yasal hale getirilmiştir. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 227.maddesi gereğince;”eşlerden biri, diğerine ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç yada uygun karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında, bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak, o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır.; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması halinde hakim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler, Eşler yazılı bir anlaşma ile değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.” Kuşkusuz, sözü edilen hüküm gereği değer artışı nedeniyle alacak talep edebilmek içinde, talepte bulunan eşin, diğer eşe ait malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına parasal veya para ile ölçülebilen maddi bir katkı sağlamış olması gerekir. Çalışmayan ve herhangi bir kazancı ve geliri bulunmayan kadının, ev işlerinde harcadığı emeği, bu maddeye göre yine katkı sayılmaz ve kadın bu emeğine dayanarak yine değer artışı için alacak talep edemez.

4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu, evi dışında çalışmayan ve herhangi bir geliri ve kazancı bulunmayan kadının, ev işlerinde sarf ettiği emeğini, yasal rejim olan “edinilmiş mallara katılma rejiminde”diğer eşin bu mal rejiminin devamı süresince edinilen malları üzerinde, “katılma alacağı”hakkı (TMK.m.236 ve 239) tanımak suretiyle yasal karşılığa bağlamıştır.Yasanın 236. Maddesinde yer alan hüküm gereği; “her eş veya mirasçıları, diğer eşe ait artık değerin yarısı üzerinde hak sahibi olurlar.” 231.madde ”artık değerin” ne olduğunu ve nasıl bulunacağını göstermiştir. “Artık değer, eklemeden ve denkleştirmeden elde edilen miktarlar da dahil olmak üzere her eşin edinilmiş mallarını toplam değerinden, bu mallara ilişkin borçlar çıkarıldıktan sonra kalan miktardır. Değer eksilmesi göz önüne alınmaz.”(m.231) Katılma alacağının hesabında “eklenecek değerler” yasanın 229.maddesinde, denkleştirmeden elde edilen miktarlar da Yasanın 230. Maddesinde gösterilmiştir.

Somut olayda; taşınmaz ve araç, taraflar arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilmiştir. Bu mallar, yeni rejime (edinilmiş mallara katılma) kocanın “kişisel malı” olarak girmiştir. (TMK.m.220/2) Edinilmiş mal değildir. Çalışmayan, herhangi bir geliri ve kazancı bulunmayan davacı kadının bu malların edinilmesine herhangi bir katkısı kanıtlanamamıştır. Bu nedenle, davacı; katkı yapı karşılığı veya değer artış payı nedeniyle davalıdan alacak talebinde bulunamaz. Taraflar arasındaki 01.01.2002 tarihinden itibaren başlamış olan edinilmiş malları katılma rejimi, boşanma davasının açıldığı 18.04.2003 tarihinde sona ermiştir. (TMK.225/2) kocanın kişisel mallarının, yeni rejim döneminde geliri varsa (kişisel malların geliri edinilmiş maldır) kadın ancak, bu edinilmiş mal üzerindeki varsa ”katılma alacağını” (TMK.m.236 ve 239) isteyebilecektir. Davacının edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiye edilerek katılma alacağının tahsiline ilişkin bir davası ise bulunmamaktadır.

Bu itibarla,Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel İdare bozma kararına uyulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır.O halde usul ve yasaya uygun olmayan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ:Davalı-K.Davacı Mehmet’in temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’un 429m.maddesi gereğince BOZULMASINA,istek halinde temyiz peşin harcının temyiz edene iadesine,18.06.2008 gününde,oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 2.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2007/11171

KARAR NO : 2007/11471

Tarihi : 18.07.2007

· BOŞANMA

· İŞTİRAK NAFAKASI

· MADDİ TAZMİNAT

· MANEVİ TAZMİNAT

Davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde tarafların sosyal ve ekonomik durumları tazminat esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkat e alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş; en azından diğerinin maddi desteğinin yitirmiştir. O halde tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir.

Tarafların ortak çocukları olarak kayıtlı bulunan küçüklerin velayeti davacı anneye verildiği halde uygun miktar iştirak nafakası verilmemesi usul ve kanuna aykırıdır.

Taraflar arasındaki davanın yapılan mahkemesi sonunda mahalli mahkemece verilen hüküm tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmekle evrak okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.

1- Dosyadaki yazılara ,kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı kocanın sürekli kumar oynadığı, eşini tehdit ettiği ve çocuklarına fiziksel şiddet uyguladığı anlaşılmakla, davacı kadının aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

2- Türk Medeni Kanunu’nun174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğin tekmelinden sarsılmasına sebep olan alaylarda tazminat isteyen davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m 4; BK m.42,4,44,49) dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

3- Türk Medeni Kanunu’nun 174/1,maddesi, mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz ya da daha a kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini,186.maddesi, varlıkları ile katılacaklarını öngörmüştür.Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır.Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurlu ve hakkaniyet ilkesi(MK m.4; BK m.42ve 44 )dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda tazminat verilmelidir.Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

4- - Resmi sicil ve senetler belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. (TMK m.7) Tarafların ortak çocukları olarak kayıtlı bulunan küçük Y.ve A.’ın velayeti davacı anneye verildiği halde uygun miktar iştirak nafakası verilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ:Temyiz edilen hükmün 2,3 ve 4 .bentlerde gösterilen sebeplerle (BOZULMASINA ),hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin (ONANMASINA) temyiz peşin harcın yatırana geri verilmesine işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.07.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİ

Esas No :2007/6426

Karar No:2008/3994

Tarih :24.03.2008

.BOŞANMA NEDENİYLE MANEVİ TAZMİNAT

.BOŞANMAYA KARAR VERİLEBİLMESİ İÇİN KUSUR ŞARTI

Evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede, temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bi sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davaranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

Taraflar arasındaki yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm kusur,tazminatlar yönünden temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü.

1-Davacı tanığı Mehmet’in beyanında geçen olaylardan sonra evlilik birliği devam etmiştir. Toplanan delillerden tarafların ayrılmalarından önceki son olayda davacının eşini kovduğu, eşine hakaret ve tehtid ettiği, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda davacı-davalı kocanın tamamen kusurlu bulunduğu anlaşılmaktadır.

Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada madem ki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166.maddesineğ göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.(MK.md.166/2)

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin, devamı eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu sonuca ulaşılması tamamen davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup, davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenle isteğin reddi gerekirken yasa hükümlerinin yorumunda yanılgıya düşülerek boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Ancak bu yön temyiz edilmediğinden bozma sebebi yapılmamış yanlışlığa değinilmekle yetinilmiştir.

1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmesesine göre davacı-davalı kocanın temyiz itirazları yersizdir.

2-Davalı-davacı kadının temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

A-Türk Medeni Kanununun 174/1.maddesi mevcut veya beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu tarafın, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebileceğini, 186.maddesi, evi birlikte seçeceklerini, birliğin giderlerine güçleri oranlarında emek ve mal varlıkları ile katılacaklarını öngörmüştür. Toplanan delillerden boşanmaya sebep olan olaylarda maddi tazminat isteyen eşin diğerinden daha ziyade kusurlu olmadığı anlaşılmaktadır. Boşanma sonucu bu eş, en azından diğerinin maddi desteğini yitirmiştir. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile kusurları ve hakkaniyet ilkesi (MK.Md,4 Bk.md.42ve44) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda maddi tazminat verilmelidir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

B-Türk Medeni kanununun 174/2 maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep lan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır yada eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarfların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (MK.4 BK.42,43,44,49) dikkate alınarak kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda 3/A-B bentlerde gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan bölümlerin yukarıda 2. Bentte gösterilen nedenle ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Yakup’a yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran Gülseren’e geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde kara düzeltme yolu açık olmak üzere, oybirliğiyle kara verildi.24.03.2008

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi

Esas no :2007/6416

Karar no :2008/3985

Tarihi :24.03.2009

Davalı tanık Leyla’nın beyanında geçen hareketi , birlik görevlerini yerine getirmeyen ve güven sarsıcı davranışlar sergileyen davacıya tepki niteliğinde olup kusur kabul edilemez.Evlilik birliğinin tamamen sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı tamamen kusurludur.

Bilindiği gibi genel boşanma nedeniyle ilgili Medeni Kanunun 134. Maddesinin eski şeklinde (ifadesinde) şiddetli geçimsizli ğe ilişkin boşanma davası , unsur olarak doğrudan kusura dayanmıyor görünse de ikinci fıkra ile dava hakkını kusur olmayan ya da daha az olan tarafa tanımak suretiyle kusuru gizli bir unsur haline getirmiştir. Nitekim ilk bakışta dava hakkına yönelik görünse de sözkonusu 134. Maddesinin eski biçiminde kusura ilişkin hükmün böylesine “katı tarzda uygulanması şikayetlerin odak noktasını teşkil etmişti.“ İşte bu ve benzer düşüncelerle 134. Madde değiştirilirken kusur unsurunun boşanmada yarattığı güçlüğü önemli ölçüde hafifletmiş , kusur yerine evlilik birliğinin onarılmaz bir biçimde sarsılmasınıa önem vermiş özetle kusurlu eşe de dava hakkı tanımıştır.

Ne var ki , bu değişikliği tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve kendi yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekir. Çünkü böyle bir düşünce kimsenin kendi eylemine ve tamamen kandi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı sözkonusu olmadan evlilik birliğini , devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar sonra mademki birlik artık sarsılmış diyerekten boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir.

Öyleyse Medeni Kanunun 134 maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz veya az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber , boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır.

Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanmaya karar verilebilmesi için yeterli olmaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır. MK 134/2

Mevcut olaylara göre evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Ne var ki bu durum davacının tutum ve davranışlarından kaynaklanmış olup davalıya atfı mümkün hiçbir kusur gerçekleşmemiştir. Bu durumda açıklanan nedenlerle isteğin reddi gerekirken boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.

YARGITAY

2.HUKUK DAİRESİ

Esas No :2007/719 İlgili Kanun/Madde

Karar No :2007/12658 4721 s.TMK/164

Tarihi :25.09.2007

* EŞİN EVE DÖNMESİ İHTARI
* MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT TALEBİ
* BOŞANMA DAVASI

ÖZETİ : Kadın, mahkemeye başvurarak eşinin eve dönmesi için ihtar isteğinde bulunduğuna göre bu tarihten önceki olayları affettiği veya en azından hoşgörü ile karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen ve hoşgörüyle karşılanan hadiselerden dolayı artık koca kusurlu sayılamaz ve bu hadiselere dayanılarak diğer taraf lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilemez.

Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü;

1. Davalı-davacı (kadın) 20.09.2004 tarihinde eşine ihtar göndermiş, müşterek haneye davet etmiş, böylece bu tarihten önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşılamıştır. Affedilen ve hoşgörüyle karşılanan olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez. İhtardan sonrada kocadan kaynaklanan yeni bir hadise ispatlanamamıştır. Bu halde davalı-davacının (kadın) boşanma davasının reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulü ile boşanmaya karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki bu husus davacı-davalı (koca) tarafından temyiz edilmediğinden bozma sebebi yapılmamış yanılgıya işaret edinilmekle yetinilmiştir.
2. Temyiz sebeblerine hasren yapılan incelemeye gelince

1. Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeblere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacının (kadın) tüm, davacı-davalının (koca) ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2. Kadın, 20.09.2004 tarihinde mahkemeye başvurarak eşinin eve dönmesi için ihtar isteğinde bulunduğuna göre bu tarihten önceki olayları affettiği veya en azından hoşgörü ile karşıladığı kabul edilmelidir. Affedilen ve hoşgörüyle karşılanan hadiselerden dolayı artık koca kusurlu sayılamaz ve bu hadiselere dayanılarak diğer taraf lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilemez. Davalı-davacının (kadın) tazminat isteklerinin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Hükmün yukarıda 2/b bendinde gösterilen sebeble BOZULMASINA, hükmün büozma dışında kalan temyize konu bölümlerinin 2/a bendinde gösterilen sebeble ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Yeşim’e yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin larcını yatıran Mahmut Taylan’a geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.

T.C.

YARGITAY

8. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/873

K. 2009/2621

T. 26.5.2009

• EVLİLİĞİN BOŞANMA İLE SONA ERMESİ ( Doğan Dava Hakları/Katkı Payı Talebi – Boşanma Hükmünün Kesinleşmesinin Üzerinden Bir Yıl Geçmekle Zamanaşımına Uğrayacağı )

• BOŞANMA SONUNDA DOĞAN DAVA HAKLARI ( Boşanma Hükmünün Kesinleşmesinin Üzerinden Bir Yıl Geçmekle Zamanaşımına Uğrayacağı – Katkı Payı Talebi )

• KATKI PAYI TALEBİ ( Evliliğin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesinden Doğan Dava Hakları – Boşanma Hükmünün Kesinleşmesinin Üzerinden Bir Yıl Geçmekle Zamanaşımına Uğrayacağı )

• ZAMANAŞIMI ( Evliliğin Boşanma Sebebiyle Sona Ermesinden Doğan Dava Hakları – Boşanma Hükmünün Kesinleşmesinin Üzerinden Bir Yıl Geçmekle Zamanaşımına Uğrayacağı/Katkı Payı Talebi )

4721/m. 170,178,202/1

4722/m. 10/1

ÖZET : Davacı, davalı adına kayıtlı bağımsız bölümün alımındaki katkısı nedeniyle davalı eşinden katkı payı alacağı isteğinde bulunmuştur. Taraflar arasında evlilik tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı, bir yıl içinde başka mal rejimini seçmediklerinden sonrasında ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.

TMK.nun 178.maddesinde, “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” hükmüne yer verilmiştir. Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : M.E.K. ile H.A. aralarındaki katkı payı alacağı davasının kabulüne dair Aydın Aile Mahkemesinden verilen 18.11.2008 gün ve 1041/1165 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı M.E. K. vekili, davalı adına kayıtlı 1463 ada 34 parseldeki 4 numaralı bağımsız bölümün alımındaki katkısı nedeniyle davalı eşinden katkı payı alacağı isteğinde bulunmuştur. Davalı H.A.vekili, süresinde verdiği cevap dilekçesinde zamanaşımı defi’nde bulunmuştur.

Mahkemece, davanın kabulüyle 16.202 YTL’nin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, 24.9.2002 tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, hüküm 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiştir. Eşler arasında boşanma davasının açıldığı tarihte mal rejimi sona ermiştir ( TMK.nun 225/son ).

Taraflar arasında evlilik tarihinden 1.1.2002 tarihine kadar mal ayrılığı ( TMK. m. 170. ), bir yıl içinde başka mal rejimini seçmediklerinden 24.9.2002 tarihine kadar ise edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. ( 4722 s.K. md. 10/1, 4721 s.K. TMK md. 202/1. ).

TMK.nun 178.maddesinde, “evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.” hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, boşanma kararı 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiş görülmekte olan dava ise bir yıllık zamanaşımı süresi geçirildikten sonra 6.11.2006 tarihinde açılmıştır. Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur.

Davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa ilişkin kabul kararının verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan gerekçeler nedeniyle davalı vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulüyle usul ve kanuna aykırı olan mahkeme hükmünün HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 15,60 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 26.05.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı

T.C.

YARGITAY

2. HUKUK DAİRESİ

E. 2008/12535

K. 2008/14964

T. 12.11.2008

• AİLE KONUTU ( Eşi Vefat Eden Davacı – Tespit Kararı İstemekte Hukuki Yararı Bulunduğu )

• AİLE KONUTUNUN SAĞ KALAN EŞE ÖZGÜLENMESİ ( Eşi Vefat Eden Davacının Tespit Kararı İstemekte Hukuki Yararı Bulunduğu )

4721/m.240, 652

ÖZET : Davacı vekili, müvekkilinin eşinin vefat ettiğini, konuttan çıkarıldığı taktirde mağdur olacağını ileri sürerek, konutun aile konutu olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davacının, Türk Medeni Kanunda yer alan aile konutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi haklarını kullanabilmesi için, böyle bir tespit kararı istemekte hukuki yararı mevcuttur.

DAVA : Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, dava dilekçesinde; müvekkilinin eşinin 02.12.2005 tarihinde vefat ettiğini, 3/4 hissesi mirasbırakan H.. adına kayıtlı olan Ö.. Ü.. köyündeki 1230 parsel sayılı taşınmazdaki meskenin aile konutu olduğunu, ölen eşinin diğer mirasçıları tarafından bu payla ilgili olarak ortaklığın giderilmesi davası açıldığını, bu konuttan çıkarıldığı taktirde mağdur olacağını ileri sürerek, konutun aile konutu olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş;

Mahkemece; “Türk Medeni Kanunun 194. maddesi gereğince meskenin aile konutu olduğunun tespitinin istenebilmesi için, eşlerin her ikisinin de sağ olması gerektiği, eşlerden birinin ölümü halinde Türk Medeni Kanununun 240. maddesi gereğince dava açılmasının mümkün olduğundan bahisle, istek reddedilmiştir.

Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime aittir. ( HUMK. m.76 ) Somut olayda davacı, 1/4 payı kendisine, 3/4 payı da ölen eşine ait olan konutun, aile konutu olduğunun tespitini istemiştir. Davacının, Türk Medeni Kanununun 240. ve 652. maddelerinin kendisine tanıdığı hakları kullanabilmesi için, böyle bir tespit kararı istemekte hukuki yararı mevcuttur. O halde, mahkemece yapılacak iş; tarafların tüm delillerini toplayıp, gerektiğinde keşif de yapılıp, bu konutun aile konutu olup olmadığını tespit etmekten ibarettir. Açıklanan husus üzerinde durulmadan yasal olmayan gerekçe ile isteğin reddi doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.11.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kazancı

Sitemizdeki cevaplanan sorulardan bazıları aşağıdadır : Cevaplarını görmek için linkin üzerine tıklayınız.

15 yaşındayım. Babamla annem boşanacaklar. Ben annemde kalmak istiyorum. Bana bunu soracaklar mı ?

Eski eşimin evlenmesi üzerine nafakanın kaldırılması davası açtım. Bundan sonra nafaka ödemeli miyim?

Boşanma davasında ilanen tebligat hakkında beni bilgilendirirseniz sevinirim.

Şu an işsiz kaldığımdan yoksulluk ve iştirak nafakası ödeyemiyorum. Bunları nasıl düşürebilirim ?

Boşanma davası açılırken karşı tarafın malmülkü devretmemesi nasıl önlenebilir ?

Eşimle birbirimize boşanma davası açtık. Ben evlilik birliğinin sarsılması davası , eşim de zina sebebiyle boşanma davası açtı. Kızımın velayetini alabilir miyim? Bir telefon görüşmesi zina suçlamasını ispatlamış sayılır mı?

Yoksulluk nafakası nasıl düşer bu konuda bilgi alabilirmiyim.3 yıldır ödemiyordum. Aramızda bir anlaşmazlık oldu. Şu an icra işlemlerini başlattı. Ne yapabilirim? Bilgi verirseniz sevinirim.

Eşimle anlaşmalı boşandık. Kararı ve temyizden feragatı imzaladık. Şimdi boşanmamız kesinleşmiş oluyor mu?

Eşim evi terketmiş bulunmakta. İleri ki dönemlerde dönmese beni mağdur etmiş sayılır mı ve tazminat açabilir miyim? Ben boşanma davası açmayacağım. O açarsa herhangi bir avantajım var mı ? Bu durumda avantajlı tarafım olabilir mi?

24 yaşında ev hanımıyım. Evımden ayrılalı 1 ay oldu ve ben eşıme boşanma davası açtım. Eşim 1 aydır kızımı bana göstermiyor. Kızım 5 yaşında. Kızımın velayetini bana mı babaya mı verir hakim?

Eşimden anlaşmalı ve iştirak nafakasız boşanalı 7 yıl oldu. 7 yıldan sonra çocuklarım için iştirak nafakası isteyebilir miyim?

Eşimin açtığı boşanma davasında nafaka ne zamana kadar devam eder ? Eşim bana çocuğumu göstermiyor. Ne yapabilirim ?

Yaklaşık 2 yıllık evli ve orta halliyim. Eşim de çalışıyor. Boşanma davası açmam halinde nafaka öder miyim? Ödersem ne kadar öderim?

Abimin önce nikahı sonra düğünü yapılacaktı. Gelin nikahtan sonra düğünden önce bir başkasına kaçtı. Boşanma davasında manevi tazminat istenebilir mi?

Evli bir hanımla ilişkim kocasının suçüstü yapmasıyla son buldu. Hanım bana elindeki resimlerle şantaj yapıyor , para istiyor. Ne yapmam gerekir? Kocası bana tazminat davası açabilir mi?

Eşim evimi terketti. Birbuçuk aydır hiçbir bağımız kalmamıştır. Boşanma dilekçesi nasıl olmalı?

Çocuğum için karar verilen tedbir ve iştirak nafakalarımı alamıyorum. Haklarım nelerdir?

Eşim eşcinsel çıkınca boşanma davası açtım. O da bana tazminat ödememek için zina sebebiyle boşanma davası açtı. Davamda haklı yönlerimi ispat edemiyorum. Ne yapabilirim ?

Annem babamdan boşanmak üzere boşanınca acaba annem annesinin emekli maaşını alabilir mi? Alırsa ne kadar alır?

Eşim benden 100 gr altın ve 50 000 TL manevi tazminat istiyor. Buna gücüm yok. Ne yapabilirim ?

Anlaşmalı boşanma protokolümüzde yoksulluk nafakası ve tazminat ile ilgili hiçbir şey kararlaştırılmadı. Böyle olması protokolü geçersiz kılar mı , eşim benden bu hususları talep edebilir mi?

Şahsi münasebet kararına aykırı olarak çocuğumu babasına göstermesem bir sorun olur mu ?

Boşanma davasında nafaka istememiştim. Davamız bitti ve boşandık. Şimdi nafaka isteyebilir miyim ?

Boşanma davası açmam durumunda ne kadar sürer? Nasıl bir yol izlemem gerekir ? Çok kısa süre önce evlenmiş olmamız boşanmaya engel olur mu?

Boşanma davam ve boşanma işlemleri hakkında yol gösterebilir misiniz?

Eşimle anlaşmalı boşanma dilekçesi vermek istiyoruz.Bize maddi külfeti ne olur ?

Eşime boşanma davası açmam halinde bebeğimin velayeti kimde kalır?

Eğitim gören reşit kızıma ödediğim nafaka ne zaman kesilir ? Bu konuda ayrıca dava açmaya gerek var mı?

Eşim , ev ve ziynet eşyalarını alarak evi terkedip bana boşanma davası açmış. Çok yüksek nafaka ve tazminat talep ediyor.

1 Yorum

  • By elif, 14 Eylül 2009 @ 19:05

    ben 12 yılılk evlıyıım 11 yasında bır kızım evlendıgımden beri ne evime hanım olabıldım nede kızıma annelık yapabıldım.eşim eve bakmıyordu gecımızı saglamıyordu ve ustelık sureklı borc yapıyor eve icra gelıyordu ve kredi kartı borcları var halen devam edıyor. üstelık onlar yetmıyormus gıbı benım kazancıma gözünü dıkıyordu hadı yuvam bozulmasın evladım var onun ıcın dıyordum borclarını ben ödüyordum ama artık bır yere kadar. adam olacak gıbı degıl üstelık eşimin hayatında baska bır kadın var ona ev tutmus o kadına ve o kadın eşimden olmayan cocuguna bakıyor ve mahkeye verdıgım zaman hepsını ıspatlıyabılıyorum.aasıl benım sorunum eşim esnaf oldugu ıcın kucuk caplı dükkanı var ve o dükkanda benım üzerıme dükkan 9 yıldır faaliyet görüyor işlıyor ve bu dükkanın vergı borcunu ve bagkuru ödememiş ben şimdi ayrılmaya karar verdıgım dukkanı devredecegım devrettıgım zaman bu vergı borcları ve bagkur borcu bana kalıyor. diye ögrendım bosananacagım zaman ben degılde eşim ödeme ımkanı olabılırmı veya ne yapabılırım eşim ödemesı ıcın mahkeme yardımcı olurmu bosanacagım zaman ve bosanırkenden eşimden hıc bır sey talep etmeyecegım. şimdiden tskler

Other Links to this Post

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI

Yorum yapın

WordPress Themes